Eşten Mal Kaçırma Durumunda Muvazaaya Dayalı İptal Davası
Eşten mal kaçırma, katılma alacağı davalarının söz konusu olduğu boşanma sürecinde sıkça rastlanılan bir durumdur.
Evlilik süresi içerisinde, eşlerin kendi malları üzerinde serbestçe tasarruf etme hakkı vardır. Bu hak ancak istisnai hallerde, kanuni düzenleme veya mahkeme kararıyla sınırlandırılabilir.
Boşanma sürecinde eşlerden birisi, üzerine kayıtlı mallarını, üçüncü bir kişiye devrederse, diğer eş, bu devirlerin iptalini isteyebilir mi? Yazımızda bu konu incelenmiştir.
İçerik
Katılma Alacağında Eklenecek Değer ve Eksik Katılma Alacağı Davası
Medeni Kanun uyarınca, eşler arasında yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir. Edinilmiş malların hangileri olduğu kanunda düzenlenmiştir. Eşlerden her biri, diğeri üzerine kayıtlı edinilmiş mal üzerinde katılma alacağı hakkına sahiptir.
Kanun, mal rejiminin sona erdiği tarihte eşin elinde olmasa da, bazı malvarlığı değerlerinin edinilmiş mal olarak hesaba katılabileceğini belirtmiştir. Bunlar “edinilmiş mallara eklenecek değerler” olarak adlandırılır.
- Eşlerden birinin, mal rejiminin sona ermesinden (boşanma davasının açılma, evliliğin iptali veya ölüm tarihi) önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yaptığı, yüksek değerli yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile
- Bir eşin, mal rejimi süresince, diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler de katılma alacağı hesabında dikkate alınabilir.
Bazı hallerde, karşılıksız kazandırmadan yararlanan üçüncü kişiler de, tahsil edilemeyen katılma alacağından sorumlu olur. Konuyla ilgili Eksik Katılma Alacağı Davası başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Eşten Mal Kaçırma Halinde Devrin İptali İstenebilir mi?
Medeni Kanun, mal rejiminin tasfiyesi sırasında, eşlerin haklarını güvence altına almak için yukarıda açıkladığımız bir takım düzenlemeler yapmıştır. Bu düzenlemeler, şahsi alacak hakkında dayandığından, kural olarak alacaklı eşe, devrin iptalini talep hakkı vermez.
Buna karşılık, Borçlar Kanunu 19. maddesi;
Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.
şeklindeki düzenlemesi ile sözleşmelerin geçerliliğini tarafların gerçek ve ortak iradelerine bağlamıştır. Bu düzenleme sonucunda hukukumuzda, devri özel şekle bağlanmış haklar için, muvazaaya dayalı iptal davaları ortaya çıkmıştır.
Bir çok yargı kararında, muvazaanın tanımı aşağıdaki şekilde yapılmıştır:
Muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır.
Yine İcra İflas Kanunu 277. maddesi, icra aşamasında alacaklıların haklarını korumak için tasarrufun iptali davasını düzenlemiştir.
Bu düzenlemeler her tülü alacak hakkını kapsayan, genel düzenlemelerdir.
Mal Paylaşımı Davasına Bağlı Devrin İptali Davası
Mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacak hakkının icrası sırasında, alacaklı eşin, koşulların bulunması halinde İİK 277. maddesine göre tasarrufun iptali davası açabileceği tartışmasızdır. Ancak bu alacak hakkı henüz mahkeme kararı ile hüküm altına alınmadan, muvazaalı devrin iptali davası açılabilir mi? Bu konu, mutlak dava şartı olan “hukuki yarar” noktasında incelenir. Henüz hüküm altına alınmamış, muhtemel alacak hakkı bulunan eşin, genel muvazaa hükümlerine göre iptal davası açmakta, hukuki yararı var mıdır?
Yerleşik yargı kararları, bu soruya şu şekilde cevap vermektedir: Davacının bu davada, hukuki yararının bulunması, kesinleşmiş bir alacak hakkının varlığına bağlıdır. Bu nedenle, eğer davanın açıldığı tarihte hüküm altına alınmış bir alacak hakkı varsa, davada hukuki yararı bulunduğu tartışmasızdır. Ancak iptal davası; boşanma nedeniyle tazminat veya mal paylaşımı davası sürerken açılmışsa, bu durumda, süren davaların sonuçlanması beklenmelidir. Başka bir deyişle, tazminat ve mal paylaşımı davaları, iptal davasında bekletici mesele yapılmalı, bu davaların sonucuna göre karar verilmelidir.
Davacı … vekili, evlilik birliği içinde kooperatif hissesinin devri yoluyla davalı eş … adına satın alınarak aile konutu olarak kullanılan meskenin davalı eş tarafından muvazaalı olarak diğer davalı…’a devredildiğini, vekil edeninin satışa rızası bulunmadığını, alıcı davalının da durumdan haberdar olduğunu ileri sürerek, kooperatif hissesinin davalı…’a devrine dair işlemin; şayet yargılama aşamasında ferdileşme sağlanırsa tapu kaydının iptali ile davalı eş adına tesciline karar verilmesini istemiştir…
Muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. Davacı, şahsi hakkına dayanarak ileride açabileceği mal rejiminin tasfiyesi ile hak edebileceği alacağının tahsilini sağlamak amacıyla eldeki davayı açmış, tapu kaydının iptali ile davalı eş adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davacının böyle bir davayı açmakta hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir. Muvazaa nedeniyle açılmış bulunan temyize konu davanın kanuni dayanağı BK.nun 18.maddesi olduğuna, davalılar arasında gerçekleştirildiği ileri sürülen muvazaalı işlem davacı yönünden haksız eylem niteliğinde bulunduğuna göre, uyuşmazlığın çözüm yeri dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK.nun 1 ve devamı maddeleri uyarınca belirlenecek genel mahkemelerdir. Görev kamu düzeni ile ilgili olduğundan iddia ve savunma olarak ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulur. 6100 sayılı HMK.nun Geçici 1.maddesinde bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce açılan davaların açıldığı tarihte görevli olan mahkemelerce bakılmasına devam edileceği bildirildiğine göre, çekişme konusu taşınmazın belirtilen değerine göre temyize konu tapu iptali ve tescile ilişkin davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesine ait olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirmeyle ve yazılı gerekçeyle davanın esası hakkında karar verilmesi doğru değildir.
(Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2011/759 E, 2011/5251 K, 20.10.2011 T)
Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Bu durumda mahkemece öncelikle, davacının davalıdan bir alacağı olup olmadığı, bir başka deyişle davada hukuki yararının ortadan kalkıp kalkmadığının doğru olarak tespiti gerekmektedir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacı ile dahili davalının evli olduğu, evlilik birliği içinde ihtilafların ortaya çıktığı, tarafların boşanmalarına ve davacı yararına maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verildiği, kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunduğundan, uyuşmazlığın esası incelenerek karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiştir.
Dava, muvazaa nedeniyle tapu iptali tescil istemiyle açılmış olup muvazaa çok geniş bir kavramdır. Bu itibarla, karşı tarafa ulaşması koşuluyla tüm irade beyanlarında, tek taraflı hukuki işlemlerde muvazaa mümkündür. Diğer bir söyleyişle, muvazaa tek taraflı veya iki taraflı sözleşmelerde olduğu gibi, hem borçlandırıcı ve hem de tasarrufi işlemlerde yapılabilir. Muvazaalı sözleşmelerde, muvazaanın tespiti veya iptali için açılacak bir davada, muvazaanın varlığının ileri sürülmesi bir süreye bağlı değildir. Danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğinde olduğundan, kural olarak danışıklı işlem ( muvazaalı muamele ) nedeniyle hakları zarara uğratılan üçüncü kişiler, tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Ancak danışıklı işlem ile üçüncü kişilerin haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için onların, danışıklı işlemde bulunandan alacakları bulunmalı ve danışıklı işlem o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olmalıdır.
TBK.nun 19. maddesine göre dava açılabilmesi için İİK’nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasından farklı olarak davacının kesinleşmiş bir alacağının veya yasadan doğan ( miras payı gibi ) bir talep hakkının varlığı ön koşul değildir. Ancak davacının bu davayı açmakta hukuki yararı olması için davalıdan bir alacağının veya yasadan doğan ( miras payı gibi ) bir talep hakkının olması gereklidir.
Öte yandan, davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Bu durumda mahkemece öncelikle, davacının davalıdan bir alacağı olup olmadığı, bir başka deyişle davada hukuki yararının ortadan kalkıp kalkmadığının doğru olarak tespiti gerekmektedir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacı ile dahili davalı …’in evli olduğu, evlilik birliği içinde ihtilafların ortaya çıktığı, tarafların Batman Aile Mahkemesi’nin 2014/232 Esas, 2015/129 Karar sayılı ilamıyla boşanmalarına ve davacı yararına 15.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verildiği, kararın Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10.12.2015 tarihli onama kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurulmadığından 20.05.2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunduğundan, uyuşmazlığın esası incelenerek karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/8884 E, 2024/4905 K, 20.05.2024 T)
Şu durumda mahkemece, dava konusu olan İstanbul İli, Ataşehir İlçesi, Küçükbakkalköy Mahallesi, 1886 ada 5 parsel 149 numaralı bağımsız bölüm yönünden davalılar …, … ve … arasındaki satış işlemlerinin muvazaalı olduğunun kabulüyle mal rejiminin tasfiyesine ilişkin açılan İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesi’nin 2014/605 Esas ve 2022/117 Karar sayılı dosyasının sonucunun beklenilmesi ve davacının bir alacağının olduğunun kesinleşmesi halinde 6098 Sayılı Kanun’un 19. maddesi gereğince İİK’nın 283. maddesinin birinci fıkrası kıyasen uygulanarak davalılar …, … ve … arasında gerçekleşen taşınmaz devrine ilişkin tasarrufun iptali ile davacı yararına hükmedilecek katılma alacağı ve fer’ileriyle sınırlı olmak üzere dava konusu taşınmaz üzerinde davacıya haciz ve satış yetkisi verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir.
(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/13010 E, 2024/4577 K, 13.05.2024 T)
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı …’ın evli olduklarını, ancak müvekkili tarafından açılan Küçükçekmece 1. Aile Mahkemesi’nin 2011/951 Esas sayılı dosyası ile boşanma davalarının devam etmekte olduğunu, boşanma davası sırasında müşterek konutun üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir talep edildiğini, boşanma davasının açıldığı sırada müşterek konutun kooperatif hissesi olduğunu, dava sırasında yapılan ferdileştirme işleminde İstanbul ili Başakşehir ilçesi 559 ada 2 parselde kayıtlı 5/1231 arsa paylı, 143 nolu, B6 Blok 12 numaralı bağımsız bölümün davalı …’ın çok yakın arkadaşı … adına tescil ettirildiğini, boşanma davası sırasında ihtiyati tedbire karar verilmesine rağmen davalıların tedbire aykırı davrandığını, davalı …’ın yargılamayı sürüncemede bırakmak amacıyla muvazaalı yolla bedelinin büyük bölümü müvekkili tarafından karşılanan müşterek konutu en yakın arkadaşı adına tescil ettirdiğini belirterek İstanbul ili Başakşehir ilçesi 559 ada 2 parselde kayıtlı 5/1231 arsa paylı, 143 nolu, B6 Blok 12 numaralı bağımsız bölümün davalı … adına olan tapusunun iptali ile davalı … adına tescilini talep etmiştir…
Davacı vekili, taraflar arasındaki boşanma davası devam ederken, davalı kocanın evlilik birliği içerisinde edinilen taşınmazı boşanma sonucunda meydana gelecek mal rejimi tasfiyesinden ve boşanmanın ferisi olan alacaklardan kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak diğer davalıya devrettiğini ileri sürerek dava açmıştır. İddianın ileri sürülüş biçimine göre, davanın yasal dayanağının 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 19. maddesi olduğu anlaşılmaktadır. Muvazaa nedeniyle açılmış bulunan eldeki davada davalılar arasında gerçekleştiği ileri sürülen muvazaalı işlem, davacı yönünden haksız eylem niteliğinde olup, davacının katılma alacağının tahsilini sağlamak bakımından eldeki davayı açmakta hukuksal yararı bulunmaktadır.
(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/9742 E, 2024/3318 K, 15.04.2024 T)
İptal Davası Sonucunda Verilen Kararın Kapsamı
Mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacaklar, ayni hak değil, şahsi hak niteliğindedir. Katılma alacağı davaları sonucunda, davaya konu edilen taşınır veya taşınmazlar üzerinde bir mülkiyet hakkı tesis edilmez. Alacaklı eşe, dava konusu malvarlığı değerlerine göre bir alacak hakkı tanınır. Bu nedenle, mal rejimi tasfiyesi hukuki nedenine dayalı olarak özel bir tasarrufun iptali yolu düzenlenmemiştir.
Aile konutu devrinin, diğer eşin iznine bağlanması, mal rejiminden değil, evlilik süresi boyunca aile hukukundan doğan bir hak olup, sadece aile konutu niteliğindeki taşınmazları kapsar. Bu konudaki ayrıntılı bilgiler için Aile Konutu Devrinin İptali başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Bu açıklamaların bir sonucu olarak; eşten mal kaçırma amacıyla yapılan muvazaalı devrin iptali davalarında verilen karar, devrin tamamen iptali değil; alacaklının, alacağını tahsil edebilmesi için, dava konusu malın haciz ve satışını isteyebilmesi yönünde olmaktadır.
O halde somut olayda, satış işlemlerinin danışıklı olup-olmadığı konusu araştırılmalı; davalıların danışıklı bir davranış içinde bulundukları sonucuna varılması durumunda, davacının açtığı boşanma ve tazminat davasının sonucu beklenilmeli, o dava sonunda davacının tahsili gereken bir alacağı bulunduğu takdirde İcra ve İflas Yasasının 283/1. maddesi uygulanmak suretiyle, tapu iptaline gerek olmadan davacıların alacaklarını alabilmelerini sağlamak için dava konusu taşınmazın haciz ve satışını isteyebilmeleri yönünde hüküm kurulmalıdır. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeden, yerinde görülmeyen yazılı gerekçeyle, istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Kendi açtığı boşanma ve tazminat davasında hak kazanacağı alacağını alabilmeye yönelik üçüncü kişiye açtığı danışık iddiasına dayalı tasarrufun iptali davasında; satışın danışık olup olmadığı araştırılmalı, danışıklık varsa, boşanma ve tazminat davasının sonucu beklenmeli, tahsili gereken bir alacak olması halinde İcra ve İflas Yasasının 283/1. maddesi uygulanmak suretiyle, tapu iptaline gerek olmadan davacıların alacaklarını alabilmelerini sağlamak için dava konusu taşınmazın haciz ve satışını isteyebilmeleri yönünde hüküm kurulmalıdır.
(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2005/8923 E, 2005/8209 K, 14.07.2005 T)
Anılan yasal düzenlemeler ile dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacıların davalı … A.Ş. aleyhine devam eden icra takibi vardır. Davaya konu ipoteğin muvazaalı tesis edildiği davacılar tarafından kanıtlanmıştır. Davacıların bu davadaki amacı, tahsil edemedikleri alacaklarını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan hukuki işlemin kendileri yönünden geçersizliğini sağlamaktır. Davacıların bu hakkı ayni değil, şahsi sonuç doğurur. Bu nedenlerle davacıların iddiasının alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İcra ve İflas Kanununun 283/1’inci maddesi kıyasen uygulanarak ipoteğin terkinine gerek olmaksızın davacıların alacakları ve fer’ileriyle sınırlı olmak üzere ipoteğin hükümsüzlüğüne karar vermek gerekir.(Y. 17. HD.,10.06.2014 t.-2013/3653 E-2014/9318 K; YHGK.,11.08.1997 t., 1997/4-332 E.,1997/520 K.; Y.4.HD., 14.07.2005 t., 2005/8923 E.,2005/8209 K.;Y.1.HD., 22.05.1984 t., 1984/3005 E-1984/6104 K.;Y.13. HD., 13.11.1980 t., 1980/4543 E., 1980/5864 K.;Y.4.HD., 30.05.1977 t., 1977/11500 E-1977/3670 K.)
İlk derece mahkemesince; değinilen hususlar gözardı edilerek, dava konusu 205 ve 206 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde davalı … lehine konulan 16.07.2008 tarih, 4464 yevmiye numaralı ipoteklerin kaldırılmasına karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirse de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 370/2’inci maddesi gereğince temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
(Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2021/2209 E, 2022/4543 K, 28.6.2022T)
Mersin’de boşanma davaları, aile hukuku, miras hukuku, kira ve gayrimenkul hukuku alanlarında hizmet veren avukatlık ofisimize, bu alandaki hukuki destek talepleriniz için ulaşabilirsiniz.
Mersin avukatlık büromuzun tüm çalışma alanları, burada yer almaktadır.

